CEZA DAVALARININ MUTLAKA CEZA AVUKATLARI TARAFINDAN YÜRÜTÜLMESİ GEREKTİĞİ HAKKINDA

Suç şüphesi ve isnadı altındaki bir kişinin savunma hakkı, günümüz hukukunun en temel hak ve özgürlüklerinden olarak kabul görmektedir. Suç şüphesi yöneltilen kişi önce soruşturulmakta daha sonra ise kovuşturulmaktadır. Bu aşamalarda, kişi hakkında yakalama, gözaltı, ifade, arama, el koyma, tutuklama, adli kontrol, iletişimin dinlenmesi, sorgulama vs. birçok işlem yapılmakta ve bireyin temel hak ve özgürlüklerine de ağır müdahaleler gerçekleştirilmektedir.  

Bireysel savunma makamını işgal eden şüpheli veya sanığın karşısında, kamu gücünü elinde bulunduran ve ceza hukuku anlamında teknik bilgiyi haiz hakim ve savcı bulunmaktadır. Bu güç karşısında, henüz suçlu olduğu bilinmeyen şüpheli veya sanığın kendisini gereğince savunmasının mümkün olmadığı hemen anlaşılmaktadır. Bu nedenle de şüpheli veya sanık, hakim ve savcı gibi teknik bilgiyi haiz bir ceza avukatı tarafından savunulmalıdır. İşte bu düşünceyle modern hukuk sistemlerinde zorunlu müdafilik kavramı ortaya çıkmıştır.

Zorunlu müdafilik sistemleri, her suç yönünden olabileceği gibi bazı ağır suçlar veya istisnai hallerde söz konusu olabilmektedir. Yeni CMK, zorunlu müdafilik kavramını oldukça genişletmişti. Fakat sonradan yapılan düzenlemeyle bu uygulama daraltılmıştır. Şu anda zorunlu müdafi tayin edilebilmesi için isnat edilen suçun alt sınırı, 5 yıldan daha fazla hapis cezasını gerektirmelidir. Daha önceki uygulamamızda nitelikli haller göz önüne alınmazken güncel Yargıtay uygulamaları gereği artık cezayı ağırlaştıran nedenler de hesaba katılmaktadır.

Özetle, ağır olduğu kabul edilen suçlar yönünden veya istisnai hallerde (şüphelinin çocuk olması, şüpheli hakkında tutuklama talep edilmesi vs.) şüpheli veya sanığın mutlaka müdafisi bulunması gerekmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi zorunlu müdafilik, şüpheli veya sanığın, hakim ve savcı karşısında, teknik bilgiyi haiz bir hukukçu tarafından savunulması gerekliliğidir. Böylece, müdafi yardımından yararlanma hakkı da temel haklar arasına girmiştir.

Kanımızca müdafilik kurumu, avukatlık kurumunun özel bir alanıdır. Kamu hukuku içerisinde yer alan ceza ve ceza muhakemesi hukuku bağlamında müdafinin, görevini iyi yapması, bizzat Devletin istediği ve aslında bunu temin etmek zorunda olduğu bir husustur. Zira ceza muhakemesinin amacı, adil yargılanma hakkına riayet etmek suretiyle maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ise, tez-antitez ve sentez ile mümkündür. Müdafi burada, antitezi temsil eder ve kamusal savunma makamını işgal eder. Antitez olmadan hiçbir ceza yargılaması meşru değildir. Devletin de temel amaç ve görevleri arasında bu yargılamanın meşru olmasını sağlamak yer almaktadır.

Ancak, suç şüphesi altındaki kişi, kendi seçtiği müdafinin hukuk bilgisini denetleme imkana genellikle sahip değildir. Bu nedenle, hayatında doğru düzgün ceza davası dahi görmemiş avukatları, çevresinin yardımıyla bir şekilde bularak onların sözüne inanmaktadırlar. Maalesef ki bu avukatlar da “işi hallederiz” mantığı ve sözleriyle, hayatında doğru düzgün ceza duruşmasında bulunmamasına rağmen işi kabul etmekte ve gereği gibi yerine getirmemektedir. Bu şekilde, esasen hukuk davalarında uzmanlaşmış birçok avukatın, bir şekilde kendisine gelen ceza davalarını da kabul ettiği ve fakat bilgisi olmadığından, gerekli yardımda bulunamadığı, hatta olmayacak yerde ikrarlara neden olduğu, dosyadaki hukuka aykırılıkları tespit edemediği ve sair birçok soruna neden olduğuna ve kişinin yararından çok zararına neden olduğuna da doğrudan ve defalarca, bu gerçeğe hayretle tanık olmaktayız.

Bu sorunun çözülebilmesi için somut adımlar atılması gerekmektedir. Kanımızca ilk ve en önemli adım, avukatlıkta uzmanlaşmaktır. Genel olarak ülkelerde her avukat her davada görev alabilmekte ise de farklı uygulamalar da söz konusudur. Örneğin Almanya’da uzman avukatlar yönetmeliği bulunmakta olup kriterleri karşılayan avukatlar ilgili hukuk dalında uzman avukat sıfatını almaktadırlar (Fachanwaltsordnung - FAO) . Kuşkusuz ki her ülkenin kendine has dinamikleri olduğundan uygulamalar farklılaşmaktadır.

Bizim ülkemizde bu denli berbat bir uygulama karşısında öncelikle ceza avukatı ve hukuk avukatı ayrımının yapılmasının şart olduğu kanaatindeyiz. Bununla ilgili çözüm önerilerimizi sunduğumuz makalemize buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Bu gerçek karşısında da suç şüphesi altındaki kişiler, soruşturmadan haberi olduğu andan itibaren, imkanı varsa bilgisine güvendiği bir ceza avukatının yardımından yararlanmalı ve o olmadan hiçbir işlem yapmaması hiçbir evraka imza atmaması gerektiğini bilmeli ve uygulamalıdır. Zira, ilerleyen süreçlerde bu durum, kendisinin çok büyük zararına neden olmaktadır. İmkanı olmayan kişiler ise, baroca atanan zorunlu müdafi ile detaylı şekilde görüşmeli ve yardımından yararlanmalıdır. Ancak, bu sistemde görev alan avukatın da ceza hukuku bilgisine sahip olması çok önemlidir. Çünkü, avukat eşliğinde verilen ifade, ileriki aşamalarda inkar edilse dahi mahkemeler tarafından hükme esas alınmakta ve doğru kabul edilmektedir. Bu nedenle imkanı olan herkes mutlaka ama mutlaka bilgisine güvendiği ceza avukatı yardımından yararlanmalıdır. Zorunlu müdafilik sisteminde yer alan meslektaşlarımız da ancak ceza hukuku bilgisine sahipse ve dosyaya yeterince zaman ayırabilecekse bu görevi üstlenmelidir. Ceza muhakemesi ciddi ve teknik bir iştir, “bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket edilirse telafisi imkansız zararlar doğar.

Savunma hakkının layıkıyla yerine getirilmesi ve ülkemizde adil yargılanma hakkının temin edilmesi dileğiyle!